
Fakültemi ilk olarak proficiency sınavına girerken görmüştüm. Taksim’den Gümüşsuyuna inen o yol var ya! Boğaza nazır o bayırı inerken böyle bir fakültede okuyacağım için kendimi çok şanslı hissediyordum. Düşünün bir kere: Taksim’ 5 dakika, Beşiktaşa 15 dakika hem de yürüyerek! Otobüsle Taksim 10 saniye :), Beşiktaş 5 dakika, Şişli 10 dakika, Mecidiyeköy 15 dakika, Bebek, 20 dakika! Daha en olsun yav! Bu kadar merkezi bir yerde hem de askeriyenin bile imrendiği bir yerde fakültem var benim!
“Fakültede yaşadıklarımı anlatmaya kalksam roman olur!” deyip edebiyat yapmayacam:) Roman olmaz da masal olur:) Puhahaha! :) Neyse laubaliliği bırakalım ve anlatmaya başlayalım. İbret verici, komik, hüzünlü, korkulu, stresli birçok olaydan bazılarını sizlere nakledelim:
Hazırlık sınıfındayken öğrenci belgesi almaya geldiğim zaman fakültem hakkında hiç de iyi şeyler duymadım ve görmedim. Kimi görsem teknik resim dersinden yakınıyordu. Bilgisayarlar da çok eskiydi. Koridorlar soğuk ve karanlıktı. Böyle bir fakültede derslerin ve sınavların kötü geçmesini düşünemiyor, önümde 4 kabus senesi olduğunu düşünüyordum.
1. sınıfa geçtiğimde ise korktuğum başıma geldi ve Fen- Edebiyat derslerinin ve havuz sistemin en fazla karşıtı olarak şunu söyleyebilirim ki, 1. sınıf en çok zorlandığım sene olmuştu. Fen lisesinde matematik olimpiyat takımından türev integralleri çözemeyen Cemal haline gelmek çok utanç verici bir durumdu. Ama bunun asıl sorumlusu bize temel dersleri veren Fen-Edebiyat Fakültesinin ÖSS den çıkan bizleri türev-integral biliyormuş varsayarak ders anlatmalarıydı. Bu yüzden havuz derslerinde çoğu kişi kaldı ve daha 1. sınıftan kendi dönemlerinden kopmaya başladılar.
Bununla beraber teknik resim dersinin zorluğu sebebiyle bazı dersleri bırakmak zorunda kalanlar da olmuştu. Ben de Mat- 103 dersini bıraktığım halde son anda geçenlerden olmuştum. Okulun bu tavrı yüzünden neredeyse bunalıma girecektim. Havuz sisteminin saçmalığı ve hocaların da öğrencilerle olan 0 ilişkisi bizleri oldukça derslerden soğutmuştu.
Bunun yanında ilk dönem ders kayıtlarımız otomasyon tarafından yapılmıştı. Kayıt çilesini çekmedik diye sevinirken otomasyon maalesef bize İNG 102 hocası olarak bi bayanı tahsis etmişti. Ama bu bayan hocamızı sınıfta kimse sevmiyordu. Bu sebeple dersi drop etmek istedim ama drop etmenin ne olduğunu ve nasıl yapıldığın dahi bilmiyordum. Bunun için üstteki sınıflardan yardım istedim. Adamlar yardım etmediler, hatta onu da mı bilmiyorsun diye dalga geçtiler. Dersi drop edemeden kayıt süresi doldu ve bana patladı! [Drop etmek İngilizce bir terim fakat İ.T.Ü. nin kayıt sisteminde çokça kullanıldığından ötürü bu ifadeyi kullandım.]
İlk ödevden diğer İngilizce hocaları kendi öğrencilerinde 10 üzerinden 8-9-10 verirken bizim hoca sınıfa 10 üzerinden 4-5 leri doldurunca sınıf isyan etti. Ayrıca sınıfta da haksızlık yapılıyordu. Matematiksel olarak AA alması mümkün olmayan bi bölüm dereceli bir arkadaşımıza AA verilirken bizlere bb-cb- hatta cc ler gelmişti. Bu durum içimi iyice sıkmıştı. Kendime göre bir plan yapmalıydım.
Okulun bize verdiği programı uygulamayacak ve en iyi hocalardan dersleri alıp ortalamamı yüksek tutacaktım. Peki en iyi hocaların kimler olduğunu nereden öğrenecektim? Bana drop etmenin nasıl olduğunu göstermeye bile üşenen o çocuklara mı soracaktım? Tabii ki hayır!
O zaman moda olan ama hacklenen bir site. www.istanbul-teknik.com . Bu site şimdiki Teknikforum sitesinin üstlendiği paylaşım ve yorum üzerine görev alan bir forum sitesiydi. Bilgisayar laboratuarına gidip akşama kadar bilgisayarda oturup forumdaki tüm hocaları okumaya başladım. Kayıt sistemi hakkındaki yazıları ve benimle ilgisi olsun olmasın; her hoca hakkında yazılanları da okuyordum. İlk başta başkalarına çok saçma gelen bu hareketim benim 8 dersten kalarak ve sadece 2 yaz okuluyla Makine Mühendisliği gibi zor ve yoğun bir bölümün derslerini 3.5 seneye sıkıştırma olanağını verdi.
Kararlıydım, ve ilk girişimim o zamanlar kimsenin cesaret edemediği bir şey yaptım. Mat 104 dersini almayarak üstten Türkçe ve Tarih derslerini aldım. Halbuki mat 104 dersi birçok dersin önşartıydı ve bu hareketim birçok kişinin benim okulumu uzattığıma dair izlenimine sebep olmuştu. Ama benim bir bildiğim bir planım vardı.
O dönem Ing 103, Türkçe2 ve Tarih2 dersleri AA gelince ortalamam iyice yükseldi. Yaz okulunda Ing 201 dersini ilk defa alarak fakültede bu dersi alan ilk kişi oldum galiba. Bu dersi alırken bu dersin dönemi nasıl mahvettiğini ve çok uğraştırdığını düşündüğüm için yaz okulunda hazırlık hocam Gürlü Baykan’dan alarak halletmeyi düşündüm. Arkadaşlarıma da bunu tavsiye ettim ama dinleyen olmadı. Bu dersi de AA getirince ortalamam daha da yükseldi. Bu dersi normal dönemde alanların sıkıntılarını görünce ben kendime hak vermeye başladım, onlar da bana imrenmeye başladılar:)
Kendi programımı uygulamam 2. sınıfta da devam etti. İlk dönem Türkçe 1ve Tarih 1 derslerini aldım ve bunları da AA getirdim. Ayrıca Dinamik, Mukavemet ve Malzeme derslerini de alarak dönemimden kopmamaya çalıştım. Ve bu dönem belki de ITU de o zamana kadar kimsenin yapmadığı veya yapamadığı bir şey yaptım. 3 adet ITB yi alarak aradan çıkardım ve bu derslerim de Alı notlar gelince fakültede adım çıktı:) O neyse de ortalamam oldukça rahatlamıştı ve kredi miktarı da belirlenenden fazla olmuştu.
MAT 104 dersini ilk defa 4. dönemde almam, arkadaşlarımIN bana “Kesinlikle okulun uzadı” demesine sebep oldu. Ama eğer bundan sonraki derslerimi normal olarak verirsem okulumun uzamayacağını biliyordum. Ama herhangi bir dersten kalırsam okulumun uzaması yüksek muhtemeldeydi.
4. dönem yine üstten ders almaya devam ettim ve Probability ve Statistics dersini aldım. Makina Fakültesinde bu dersi alabilen nadir insanlardanım:) Fakat bu kadar iyi gidiş bu dönemki faciayla son bulmuştu. Engineering Materials’tan hiç beklenmedik şekilde kalmıştım. MAT 104 den de FF almıştım. Ve asıl koyan ise Lineer Cebir’den kalmam oldu. Çünkü Lineer Cebir dersim DD idi yükseltmek için almış, yükseltememiş, üstüne üstlük kalmıştım. Bu facia okulumu uzatmıştı:( Engineering Materials için hocayla konuştum ve itiraz ettim. Ama hoca durumumu inceledikten sonra bana red cevabı verince ben de son şans olarak dekanlığa dilekçe vermekte buldum. Aradan 2 ay geçti. Bitirmeye ne kaldı yı bir açtım ki Engineering Materials dersim DD olmuş. Yani dilekçem kabul olmuş. Hocaya itiraz edip de hocanın kabul etmediği bir dilekçenin fakülte kurulu tarafından kabul edilmesi en ilginç olaylardandır.
5. dönem Makina Mühendisliği bölümünün en zor dönemiydi. Bu dönem kendim bir karar aldım ve alttan ne kadar dersim varsa onları alıp temizleyecektim. Normal dönem derslerini almamam demek okulun kesin olarak uzaması ve dönemimden kopmam demekti ama buna mecburdum:(
Beklendiği gibi 5. dönem İmal Usulleri hariç tüm derslerim dönem dışı derslerimdi. Okulumun uzadığı kesinleşmiş ve beni 1. sınıfta uyaran arkadaşlar haklı çıkmışlardı. Amacım alttan kalan dersleri temizlemek ve adam gibi dönem derslerimi almaktı. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı ve alttan aldığım Termodinamik, Sayısal Yöntemler ve Diferansiyel Denklemler derslerinden de kaldım. Alttan aldığım halde bu derslerden kalmam beni psikolojik bunalıma itti. Okulum en az 1 sene uzamıştı. Bu kadar dersi nasıl verecektim ben? Nasıl geçecektim? Nerede o 1. ve 2. sınıfta üstten aldıklarım dersleri AA ile geçmem? Bölüm dersleri beni mahvetmişti! :(
6. dönem Fakülte tarihinde kimsenin yapmadığı bir şey yaptım ve Konstrüksiyon Bölümünün tüm derslerini aldım. Alttan o kadar dersi olduğu halde benim ne işim vardı Konstrüksiyonda? Ama mecburdum çünkü o kadar bunalımdan sonra kaldığım dersleri bir daha alıp stres çekeceğime geçeceğime inandığım dersleri alıp geçmem bana daha mantıklı geldi. Ama bu durum bir riski vardı. Eğer son sene Konstrüksiyon Bölümü’ne giremezsem aldığım derslerin hepsi yanacak, ve boşu boşuna ders almış olacaktım. Bu riski alıp derslere devam ettim ve o dönem en çok zorlandığım Makina Elemanları dersiyle System Dynamics and Control dersini DD ile geçerken diğer dersleri çok iyi notlarla başararak bir dönemde 25 kredi vererek kendi rekorumu kırdım. Bu derslerden en ilginci ise Kaynaklı Tasarım ve İmalat dersi idi. Kaynağa olan ilgim ve Murat Vural hocamızı çok sevdiğimden dolayı derse önem gösterince benden hiç beklenmeyen bir sonuç ortaya çıktı:

Çok şükür eski günlerime yeniden kavuşmuştum. Bu moralle yaz okulunda Akışkanlar Mekaniği, Makina Elemanları II, ve Termodinamik gibi 3 baba ders aldım. 3 dersi de başarıyla geçtim. Bu yaz okulnda yaşadığım güzel hatıralar da yaz okunla tat verdi. O yaz kıl dönmesi ameliyatı olduğum halde derslerin verdiği moralle ve Allah’ın izniyle çabuk iyileştim ve son seneme girdim.
Bitirmeye ne kaldı programıma baktığımda 26 kredimin kaldığını biliyordum. Ve kayıt sistemini çok iyi bildiğimden ötürü ve bir sene önceki ders programlarının değiştirilmeyeceğini bildiğimden ötürü dersleri programa uyup uymadığını arşivimden kontrol ettim. Ufak bir pürüzlülük olmasına rağmen dilekçe vererek son dönem 29 kredi ile okulu bitirme durumuna geldim. Normal dönemden 1 dönem önce bitirebiliyordum. Gözümün önüne tam 1 sene önceki halim geldi. Okulum kesin uzadı derken Allah bana öyle bir gıpta edilecek nimet vermişti ki… Bu imkanı tam olarak değerlendiremesem de yine de çok şükür bir sonraki döneme 2 dersim kaldı. Bu dersleri de finallerine girmeden hallettiğim halde beni asıl sevindiren Isı Geçişi gibi zor bir dersi çok iyi hazmederek bunu diğer arkadaşlarıma da anlatmam oldu. Allah herkese bunu nasip etsin, bir şeyi öğrenip de birisine anlatmak ve o kişinin dersini geçmesine vesile olmak hem gurur verici bir hareket, hem de çok büyük bir iyilik. O yazın Isı Geçişi’nin açılmaması da yaptığım emeklerin boşa gitmediğini ve yardım ettiğim insanların hayır dualarını alarak hayatım boyunca bir daha böyle bir yardım etme fırsatını kollamam gerektiğini bana iyice öğretti.
Okuldan mezun olurken bir yandan sevinip, diğer yandan onca arkadaşımdan ayrı kalacağımdan ötürü üzülürken diploma töreni günü İstanbul’daki son günümü geçirdim. Törene ve kokteyle katıldım, son kez arkadaşlarımla görüştüm ve helalleştik. Birçok hocamı son kez gördüm. En sevdiğim 2 hocadan biri olan Haydar Livatyalı’ya Bursa’nın kestane şekerini hediye etmek istedim ama maalesef o gün okulda yoktu. Diğer sevdiğim hocam ise “adı bende saklı” olsun! Beni iyi tanıyanlar o hocanın kim olduğunu çok iyi bilirler! Neyse bahsetmeyeyim şimdi! Neyyyse!


ELVEDA İTÜ MAKİNA
ELVEDA...