3 saatlik bir sınav için yapmadığım şey kalmış mı? Okuyun siz karar verin!

 

Devlet Hastanesi kurul kararıyla Bursa Fen Lisesi’nden ayrılmamız sonucunda 25 kişi olarak kaydımızı Bursa Çınar Lisesi’ne aldırmıştık. Bu okul çok belalı bir okuldu. Gittiğimiz sınıfta Ahmet adlı bir kabadayı arkadaşımız oldu. Çok iyi bir insandı ama çok fazla kavgalı olduğu kişi vardı. Kopya vermemiz karşılığında bizi korumaya alacağını söylemişti. Bize ilk başta gereksiz gelen bu teklif sonraları başımıza açılan onlarca bela sebebiyle gerekli hale geldi ve Ahmet’in önüne oturup ona kopya vermeye başladık. Biz gelmeden önce önünde oturanları bir kaldırışı vardı ki!  Görmeliydiniz. Adamlar hiçbir şey diyemeden kalktılar. Biz akşam arkadaşlarla kara kara nereye ve nasıl oturacağımızı düşünürken adamın 2 saniyelik hareketi sorunu halletti. Adam sınıfın en belalısı olduğundan herkes ondan korkuyordu ama bizi çok seviyordu. Kopya versek de vermesek de sorun etmiyor, karşılıklı hoşgörü ve anlayıştan ötürü ilişkiler gayet rahat yürüyordu.

 

Okulda birçok öğretmenin bize karşı önyargısı bulunuyordu. ”Fen Lisesi’nden gelen zübbeler” şeklinde görülmemiz hocaların bize karşı önyargısını iyice arttırıyordu. Bu önyargının kırılması için birçoğumuz hocalarla samimiyetini arttırdılar ve zamanla önyargılar yok oldu ve hocalarla aramızda samimiyet başladı. Durum gittikçe iyileşiyordu.

 

Yurtta ise her şey çok rahat, ekmek elden su göldendi. Henüz Lise 2 olduğumuzdan ötürü ÖSS stresi de yoktu. Birçoğumuz hafta sonları gezmelere çıkardı. 1 kişi bu gezmelere katılmaz, üst kattaki revire çıkar orada soru çözerdi. Bu kişi bendim. Tevazu gösterecek değilim. Çok soru çözerdim, çözmeyi de çok severdim. Kendi aramızda soru yarışları yapar, genelde 1. olurdum. Ama çok soru çözdüğümü asla söylemezdim. Benim stratejim şu idi:

 

Bir kitabın tüm sorularını asla çözmezdim. Ya son testi ya da son soruyu özellikle çözmez bırakırdım. Bunun sebebi ise haftalık kontrollerde herkesin ortasında “şu kitabı bitirdim” dememek için ve rehber öğretmenlerin kontrolü sırasında “kitap bitirmiş” birisi olarak gözükmek istemememdi. Yine böyle bir gün rehber öğretmenimin bana kitabi bitirip bitirmediğimi sorması üzerine benim hayır cevabım en yakın arkadaşım Uluğ Bildir’i şaşırtmış olacak ki hemen gitmiş rafımdan kitaba bakmış. Benim kitabın sonuna geldiğimi görmüş ve bitirmediğime inanmamış olacak ki bunu yaptı. Ama bunu yapmakta haklıydı çünkü elinde kitapla geri geldiğinde rehber öğretmene ve tüm arkadaşlarıma kitabı göstererek: “Evet, haki gerçekten de kitabı bitirmemiş, son soruyu çözmemiş” diyerek olayı açıklığa kavuşturdu.  :( Rezil olmuştum :) O olaydan sonra adım çıkmıştı. Artık ben de bu yöntemden vazgeçtim:)

 

İşte Uluğ’la samimiyetimiz çok daha fazla arttı ve Lise 2nin 2. dönemi okul derslerinden rahat buldukça hafta sonları Bursa’daki tüm dershanelerin sınavlarına girmeye başladık. Genellikle 1. olup hep eşantiyon kitap alıyor, bunun yanı sıra Bursa’yı da geziyorduk. Çok iyiydi. İşte bu sınavlardan birisi de şu şekilde gerçekleşti:

 

Kültür 2000 dershanesi’nin Bursa geneli sınavı vardı. 1. ye Casper marka bilgisayar veriyordu. Ben ve birçok arkadaşım bu sınava girip şansımızı denedik. Ben sınavda oldukça zorlandım ve soruları ancak yetiştirdim. Sınav sonuçları açıklanınca sayısal ve sözel 1. nin oda arkadaşım olduğunu, eşit ağırlık 1. sinin de benim olduğunu öğrenmiştim. Dershane müdürü benimle konuştu fakat beni kendi dershanesine almayı başaramayınca bilgisayarı da vermedi. Diğer arkadaşım da babayı aldı :) Bizim için büyük bir zevkti:)

 

Bunun yanı sıra devam ettiğimiz dershanede seviye tespit sınavı yapılmış ve ilk 50 kişi bir sonraki sene dershaneye ücretsiz olarak yazılma hakkına sahip olacaktı. Bunun için sınava girdik ve ben 54. oldum. Kendini denemek için sınava girip benim ve birçok arkadaşımın önüne geçen bazı akıllı Lise 1 ler bizim hakkımıza girerek bizim hakkımız olan indirimi elimizden almışlardı. % 75 indirim kazanmıştım ama bu gururuma çok dokundu. Abim ve ablam aynı dershaneye ücretsiz gitmişlerdi. Peki başka sınav yok muydu?

 

Sene sonunda bir daha sınav yapılacaktı ama asıl kötü olan bu sefer sadece ilk 20 ye ücretsiz gelme hakkı vardı. Bursa’da ilk 20 demek ÖSS de Bogaziçi Bilgisayar’ı kazanmak gibi bir şeydi. Bu kadar zor bir hedef için tam 3 ay boyunca bayram tatilleri dahil yurtta kendimi kampa aldım. Güvender, ÖzdeBir ve birçok güvenilir ÖSS setlerini yaladım yuttum. Öyle ki sınava 3 gün kala çözecek soru kalmadığı için cep kitaplarını okumaya başladım.

 

Ve beklenen gün gelmişti. Sınav başlamadan titremeye başladım. Sınav başlayınca soruların çok basit olduğunu ve basit hatalar sebebiyle amacıma ulaşamayacağımı düşünerek bir anlık ümitsizliğe düştüm ama soruların hepsini yapıp kontrol ettim. Erken bitirmeme rağmen, erken kağıtları teslim etme gibi bir huyum olmadığı için sınavı sonuna kadar bekledim ve dışarı çıktım. Kimseye gözükmeden eve gittim ve cevapları kontrol ettim. 100 sorudan 90 netim çıkmıştı ve bu kadar basit bir sınavdan 90 net ile Bursa’da ilk 20 ye asla girilmezdi.

 

Aradan 1 ay geçti. Sınav sonuçları açıklanmış, yurt belletmeni yurttan 3 kişinin ilk 20 ye girdiğini söyledi. Bir an umutlanmıştım ama… Neyse ki sonuçları öğrenince sevinçten 4 köşe oldum. 14. olmuştum ve 3 aylık sıkı çalışmamın sonucunu fazlasıyla almıştım!

 

            Bu sınavda 11. olan başka bir arkadaşım dershaneye daha önce verdiği bir taksiti babasından gizlice alıp kendisine bir şeyler alacaktı. Bunun için dershaneye gittiğinde şok oldu. Babası ondan önce davranmış, parayı dershaneden almıştı. :) Bu komik olay onca çektiğimiz stresi alıp götürmüştü:)

 

Lise 2’yi bu şekilde bitirdikten sonra yaz tatiline girmiştik. Ama bu yaz tatili benim için çok önemliydi. Kendime bir program çizdim ve satın aldığım tüm soru bankalarını bitirmek istiyordum. En sevmediğim ders ve en yapamadığım ders biyoloji olmasına rağmen programıma biyoloji’yi almamam benim en büyük hatam oldu ve bu sebeple ÖSS de 12 iyoloji sorusundan 8 ini yanlış yaparak kırılması zor olan bir rekora da imza attım :( 

 

Bu programa göre her gün 300 soru çözecektim. Bu programı layıkıyla gerçekleştirdim, şöyle ki, yazın Uludağ’a kampa gittiğimizde bile bu programı ihmal etmedim. Ta ki, sene başına kadar!

 

Sene başında yapılan sınavlarda Bursa’da ilk 10 a girmeye başladım. Rehber öğretmenimizin bize verdiği “hedeflerinizi yazın” anketinde bu hedefler arasında en ilgincini ben yazmıştım. Herkes Bilkent, Bogaziçi ve ODTÜ isterken benim 3 tercihim de İTÜ. İdi. Kendimi bu üniversiteye uygun hissediyordum. Buna karşılık rehber öğretmenimden azar işittim çünkü hedefimin düşük olması benim performansımı düşürebilirdi. Ama ben bu hedefimden vazgeçmedim. Özel bir üniversitede asla okumak istemiyordum. İngilizce eğitim veren, manzarasıyla ün yapmış Boğaziçi’nden ise nefret ediyordum. ODTÜ’nün Ankara gibi boz bir şehirde olması ve kazık sınavlarının olması da beni iyice itmişti. Halbuki İTÜ tam bana göreydi. Eğitimin çoğu Türkçe’ydi ve en güzel şehir İstanbul’daydı. Küçüklükten beri İstanbul hayranlığım beni İTÜ’yü sevmeme hatta orayı tercih etmeme vesile olmuştu. ÖSS’de ne yaparsam yapayım ilk tercihim kesinlikle İ.T.Ü. olacaktı ve oldu da…

 

Lise 3 deneme sınavlarıyla geçti. Kendimi o kadar güzel programlamıştım ki, okulda da yurtta da sürekli ÖSS çalışıyor ve eksiklerimi kapatmaya çalışıyordum. Arkadaşlar arasında oynadığımız çorap maçları ve oyunlar bizim streslerimizi tamamen alıp götürüyordu.

 

Hiçbir deneme sınavını kaçırmamıştım. Öyle ki ablamın şehir dışındaki düğününe bile gidememiş, aynı güne denk gelen bir deneme sınavını başarıyla tamamlamıştım. İlk başta başkalarına saçma gelen bu hareketim zamanla doğal karşılanmaya başladı. Çünkü şehir dışındaki bir düğün demek en az 1 hafta demekti, 1 hafta ise ÖSS ye bu derece hazırlanan bir öğrenci için telafisi mümkün olmayan bir hafta olabilirdi.  Aranızda bazı akıllılar bana gülüp “Puhaha, ben son 1 ay çalıştım seninle aynı yeri kazandım” diyebilir ama ÖSS maratonunda kazandığım bu tecrübe ve disiplin hayatımın diğer alanlarına da yansıdı ve bunun yararlarını fazlasıyla gördüm.

 

Lise 3 bitti, ÖSS gelip çatmıştı. 3 sene beraber okuduğumuz arkadaşlarla ayrılmış olmanın verdiği üzüntüyle, ÖSS sınavının verdiği heyecan ve stresle, arkadaşlarımızla aynı üniversitede okuma ihtimalinin verdiği umutla bir sınava girecektik. Hayatmızın en önemli sınavı mıydı bilemiyorum. Sınav benim için çok rahat geçti. Ama sanki biyoloji dersi biraz canımı sıkmıştı çünkü bu derse pek çalışmamıştım. Sınavda da ters köşe sorular gelmişti.

 

Sonuçlar açıklanınca rehber öğretmenim puanımın Odtü’ye yeteceğini ve ilk tercihime ODTÜ yazmamı söyledi. Abim de ODTÜ’ de makine mühendisliğinde okuyordu. Ama ben ne olursa olsun ilk tercihime İTÜ. yazdım ve formumu verdim. Zaten ODTÜ ye de yetmeyen puanımla en sevdiğim yere, İTÜ. Makine mühendisliğine girmiştim. Ailemi bu sonuç pek tatmin etmese de ben çok mutluydum ve bu mutluluğumdan da asla pişman olmadım. Bir kişi bir yere severek giderse orayı daha rahat başarır düşüncem beni haklı çıkardı ve makine fakültesinin tüm derslerini 3.5 seneye sığdırarak ve kayıtlarla alakalı ilginç teknikler geliştirerek büyük bir başarıya da kendi adıma imza atmıştım.

 

Hadi hayırlı olsun…

 

Şimdi geçelim Makine Fakültesi’nde neler yaşadığıma… :)